monapera

Menu

Sefaletin Zirvelerinde Yazarcılık Oynayan Bir Gencin İçe Dokunan Hayatta Kalma Mücadelesi: Açlık (Knut Hamsun)

 

Knut Hamsun’ un en önemli ve en durağan eseri Açlık.
 
Kitapta genç bir delikanlının yazılarıyla ünlü olmak ve onlarla geçimini sağlamak en büyük hayali ama birkaç yazısını gazeteye satması dışında bu hayalini gerçekleştirmeye yanaşamıyor bile. En büyük engeli ise düzenini bir türlü oturtamamış olması. Yazıları satamadığı için kirayı ödeyemiyor, karnını doyuramıyor, karnını doyuramayınca yeni yazılar yazamıyor, yazsa da gerekli seviyede görülmediği için gazetece geri çevriliyor. Ve bu kısır döngü içinde o varolma savaşını sürdürüyor. 
Kitap açlık konusunu baştan sona işlemiş. Ama yazar, karakteri aynı zamanda son derece gururlu yaratmış. Günlerce aç olduğu halde kendisini etrafına karşı dik göstermek için yeni yemek yemiş numarası bile yapıyor.
 
Bir defasında kaldığı yerden olup günlerce sokaktaki banklarda yattıktan sonra aklına polis evi geliyor, o kadar gururlu ki her nedense kendini iyi geliri olan, sadece cüzdanını unutmuş bir gazeteci olarak tanıtıyor. Ertesi gün polis evinde kalanların karınları doyuruluyor ama bizimkine kimse birşey vermiyor, oradaki herkesten çok daha fazla aç olduğu halde kendisini farklı biri olarak tanıttığı için. Saygı gösteriyorlar ve iyi günler diliyorlar. O da kendi hayallerinde yarattığı karakteri oynamaya devam ederek çıkıyor polis evinden.
Yazısının sonucunu öğrenmeye gazeteye gittiğinde daha iyisini yazabileceğini söyleyip onu reddeden görevlinin avans teklifini de yine aynı dürtülerle geri çeviriyor.
 
Açlık onu öyle çok zorluyor ki düzgün düşünememeye ve dahası düzgün davranamamaya başlıyor. Parkta kendi halinde oturan kör ve yaşlı bir adamla önce sohbet edip sonra ona anlamsızca hakaretler yağdırıyor, kendi kendine konuşuyor, bir deri bir kemik kaldığı halde olmayacak hayeller kurup kendini onlara inandırıyor.
Halbuki açlığını bastırması için yerlerden topladığı tahta talaşını kemirmesi, bir gece artık midesinin kıramplarına dayanamayıp gözünü karartarak koparırcasına parmağını ısırması, akan kanı yalaması, köpeğine istediğini döyleyerek kasaptan bir parça kemik istemesi onu köşe bucak bir yerde kemirmesi… Tüm bunlar artık düzeltilmesi çok zor bir sefaletin göstergesi.
 
Bu kitabı okuduğumda kendimi, arsızca sokaklarda peşime takılan küçük satıcı çocuklara, ışıklarda durduğunuzda camı silmek için yapışan laf anlamaz yoksullara yakın hissettim. Elbette işin çakallığında olanlar var. Ama gerçekten günlerini aç geçiren, sefalet içinde ama onurlu yaşamaya çalışanlar da var. Fakat kendine yetememek öyle illet birşey ki bir süre sonra arsızlaşmaya ve kontrolünü kaybetmeye başlıyorsun.
Ya gururuna yenilip öleceksin ya da başkalarından yardım almaya başlayıp en azından karnını doyuracak ve yaşayacaksın. Gerçekten bu iki seçeneği hayatının dönüm noktası yapmış olanlar var. Karakterin yine aç geçirdiği günlerinin ertesinde, gece belki ölürüm diye kaldığı yerdeki yatağını özene bezene son gücüyle düzeltmesi herşeyi özetliyor aslında.
 
Okurken o kadar içinde oluyorsunuz ki olayların hepsi inandırıcı, hepsi gerçek. Bu kadarı da olur mu demiyorsunuz çünkü zaten gittikçe kötüleşen bir durumun içinde başından beri varsınız.
 
Hayatlarımız kadar durağan, bir o kadar da inandırıcı. Üzücü ama tüm çıplaklığıyla gerçek bir roman.

Kategoriler:   Genel, Kitap

Comments