monapera

Menu

Kalıpçıoğlu At Çiftliği Macerası

DSC_3440 - KopyaPazar günümü harika geçirdim. Arkadaşlarla hem mangal yapıp dinlenebileceğimiz hem de atlarla buluşup onlara binebileceğimiz bir yere gittik. Ankaraya çok da uzak sayılmayan 35 kilometre mesafedeki bu tesisi baba oğul işletiyormuş. Birkaç çardak var insanların gelip pazar günü olmasına rağmen kalabalıktan uzakta sessizilik içinde sohbet edip getirdikleri her neyse yiyip içecekleri, oturup sohbet edebilecekleri. Hamak bile düşünmüşler.

DSC_3204 - KopyaLüks olmayan, çok sade ama eğlenmek için ihtiyacın olacak belirgin birkaç unsuru barındıran kompakt bir tesis olmuş burası. Çiftlik sahibiyle gelip gidip konuştum çok da keyif aldım. Belli atları çok iyi tanıyorlar ve çok da seviyorlar. Çok önemli bu çünkü hayatta ne iş yaparsan yap severek yap. Başarı ancak o zaman gelir, derler. Hakikaten atlarla ilgili sohbetimizde işlerini severek yaptıkları çok belli oluyordu.

Söylediği bir sözse aklımdan çıkmıyor o günden beri; Aslında çok tehlikeli bir spor. Çünkü bir defa tadına varan buraya maaşını bırakır gider her ay:)

Hakikaten öyle çünkü ben hayatımda ilk defa at bindim ve ne kadar büyüleyici olduğunu ilk yarım saatte anladım. Küçükken birkaç kere binmişim ama birkaç resim dışında bir iz bırakmamış o günlerden. Aklımda bile kalmamış doğrusu. Atın yukarıdan o boynunun büyüleyici uzunluğuğu ve renginin parlaklığı bile sizi kendinizden geçirebilecek bir şey. İner inmez yeniden binmek istedim ama hamlayacağım konusunda uyarılınca başka br güne bıraktım ama o gün, ertelediğim birçok şey gibi zamansız olmayacak Hemen oraya geri gitmek istiyorum. Hastalık bulaşıcıdır derler ne yaparsınız:))

Kendi aldığınız atlarınızı da orada bakıma bırakabiliyormuşsunuz bu arada. Aylık, çok da yüksek olmayan bir ücret karşılığında atınıza bakıyorlar. İstediğiniz zaman gelip istediğiniz kadar binebiliyorsunuz. E haliyle kendi atınız:) Günün sonlarına doğru ilerlerken, kaderin de cilvesi tam da benim attan indiğim saatlerde atını korumaya veren orta yaş üstü bir adam çiftliğin etrafında oldukça büyük olan araziden atının üzerinde ; hadi oğlum, yürü oğlum, koş oğlum diye bağıra bağıra geçti göz hizamızdan. Ağzımız açık, gözlerimiz parlayarak hayranlıkla onları seyrettiğimizi farketmeden. Saniyeler içinde ufukta kayboldular. Bir film izler gibi aydınlanmış bakakaldım. O adamın atıyla olan bağında, onu sürerken üzerine yatarcasına onunla bir oluşunda, o koşarken ona cesaret verip hızını artırışındaki güveninde el değmemiş bir şeyler vardı. Nasıl özendim anlatamam.

Onun dışında mangal muhabbeti de pek keyifliydi efenim. Günün sonunda da çiftliğin etrafındaki uçsuz bucaksız tarlada ATV lerle kapışmak da ayrı bir heyecan ve keyifti çünkü Atv ye de ilk defa bindim. O nasıl hastalıklı bir şeymiş öyle:) Her an düşecekmişsiniz hissi veren, hem sıkı denetim isteyen hem de özgür hissettiren bir alet.

Çok güzel bir gündü işin özü. Ama atların neden bu kadar derin tutkular yarattığını anladığım bir pazar gezisi oldu en nihayetinde benim için. Söyleyebileceğim en yoğun cümle bu olurdu. En yakın zamanda yeniden binmek üzere oralarda olacağım. Mutluluklar:)

Kategoriler:   Genel, Gezi, Günce

Comments