monapera

Menu

İşleneceği Herkes Tarafından Bilinen Bir Cinayetin Öyküsü: KIRMIZI PAZARTESİ

Bazı kitaplar ince olsa da okunmaz. Bazıları da çok kalındır gözünüz korkar ama hemencik bitiverir.
Kırmız pazartesi ie hem ince hem de müthiş akıcı bir roman. Diyorsunuz ki bunun geri kalanı nerede? Tadı damağınızda kalıyor. Tam diline, üslubuna alışmışken yazar sahneden çekiliyor.
Evet Kırmızı Pazartesi herkesin işleneceğini bildiği bir cinayetin duyura duyura, bağıra çağıra yaklaşmasını konu ediyor. Olur mu öyle şey canım biliniyorsa neden engellenmemiş diyebilirsiniz. Gariplik de orada zaten. Herkes konuşmasına ve katiller öldüreceklerini herkese söylemelerine rağmen kimse buna ihtimal vermiyor. Çünkü katillere katil demeye bin şahit ister.
İkiz erkek kardeşlerden bahsediyoruz. Olayın geçtiği küçük bir kasabada sert yetiştirilmiş, biraz namus budalası, iri kıyım ama yürekleri saf iki kardeş. Kız kardeşlerini köye sonradan gelen ultra zengin, esrarengiz ve canı hangi kızla evlenmek isterse o kızla evlenebilecek özgüveniyle herkesi kendisine gıptayla baktıran bir adam olan Roman’ la evlendiriyorlar.
Roman çok parası olan insanların, kendi etraflarında tülden bir dokunulmazlıkla kaplanmış izlenimiyle dolaşan ve istediği herşeyi elde edebileceğine önce kendisi inanan biri. Hatta ilk bakışta evlenmeye karar verdiği ama kesinlikle tanımadığı kıza hangi evde oturmak istediğini sorduğunda aldığı cevapla köyün en güzel ve gösterişli evini, sahibine ederinden çok daha fazlasını vererek resmen adamdan söküp alan biri.
Bence kitapta bahsedilen cinayet tek değil. Ben karısıyla senelerce mutlulukla oturduktan sonra onun ölümüyle yıkılan bir adamın evini, bütün hatıralarını kopararak almanın da cinayet olduğunu düşünüyorum.
Masal gibi yapılan düğünden sonra, hemen o gece gelin evine kız olmadığı için geri gönderilir. Bayardo San Roman, hayal kırıklığı ve bitkinlikle köyü terk eder. Kız ise, baba evinde bir güzel dövülür. Sonra kim olduğunu sorarlar ona. Kız köyün masum delikanlılarından olan Santiago Nasar’ ın ismini verir. Ve o dakikadan sonra ikizlerin onu öldürecekleri bilinir ki ikizlerin kendisi bile bunu her gittikleri yerde bas bas bağırırlar. Ama aslında bu gürültücü halleri engellenmek istemelerinden kaynaklanmaktadır. Santiago daha birkaç saat önce düğünde birlikte içtikleri, şarkılar söledikleri sevilen arkadaşlarıdır.
Ama kimse onların cinayet işleyebileceklerine ihtimal vermediği için kimse onları engellemez ve düğünün ertesi günü yani Pazartesi kanlı cinayet, ilkel bıçaklar ve beceriksiz eller tarafından işlenir. Zaten kötü durumda olan ceset bir de otopsi yapacak kimse olmadığı için daha önce birkaç ders almış olan papazın ellerine bırakılarak iyice tanınmaz hale getirilir. Zavallı Santiago ölümünden sonra bir kez daha öldürülür anlayacağınız.
İlginç olan, kız evine gönderildikten sonra ne hikmetse evlenmeyi hiç istemediği adama aniden ve hızlı bir şekilde aşık olur, onu aklından çıkaramaz (yazar bu durumu nefret ve aşkın karşılıklı duygular olduğuyla yorumlamış ) ve on altı yıl boyunca ona her hafta bir mektup gönderir. Ta ki on altı yıl sonra onu karşısında, elinde bavuluyla bulana kadar.
Hazin olansa herkesin kendi halinde, genel ev işleten bir dula takıntılı tutkusu dışında kadın tecrübesi olmayan, annesiyle yaşayan Santiago nun o kızla hiçbir alakası olmadığını düşünmesi. Çoğuna göre kız, ilişki yaşadığı adamı korumak için başka isim verdi ve kardeşlerinin Santiago ya dokunmaya cesaret edemeyeceklerini düşündüğü için onu kurban olarak seçti.
Yazar cinayeti tüm açıklığıyla anlatmış. Annesi oğlu içerdeyken kapıları kitlediği sırada arka kapıdan giren ikizler Santiago yu acımasızca kanatıyordu diğer odada. O satırları kalbim ağzımda okudum.
Onu delicesine bıçaklayıp bağırsaklarını çıkardıklarında şok etkisiyle birkaç adım yürüyebilmesi ve kendisini arkadan gören arkadaşının halasının : ”Neyin var Santiago?” sorusuna, ”Beni öldürdüler Wene Hala” , cevabını verebilmesi içimi parçaladı.

Kategoriler:   Genel, Kitap

Comments